Düşmüşüz Ateşlere

16/06/2013

RADIKAL GAZETESİ

Yeni çıkan üç albüm, her şeyin unutulmadığının en net göstergesi: Aygül Erce’nin ‘Stranen Ji Eşe Re/Acıya Şarkılar’ı, Mazlum Çimen’in ‘Lal Figan’ı ve Nevzat Karakış’ın ‘Havalar Kırık ve Uzun’u

Haber: NAİM DİLMENER / Arşiv

 

Pınar Selek için yazdığı ‘Ji Pınar Re’ şarkısıyla kalben bağlandığımız Aygül Erce, nihayet bir albüm de yayımladı. İki disklik bir albüm bu ve bir tarafı Kürtçe (‘Stranen Ji Eşe Re’), diğer tarafı ise Türkçe (‘Acıya Şarkılar’) şarkılardan oluşuyor. İlginç olan da bugüne kadar fazla (belki de hiç) denenmemiş olanı yapması. Her iki diskteki şarkılar tamamen aynı; aynı şarkılar, aynı sırayla hem Kürtçe hem de Türkçe dönüyor. Şarkı sözleri de iki dilde yer almış zaten albüm kapağında; dillerin birini bilip de diğerini bilmeyenler için eşsiz bir sınav imkanı. Sözcükler, notalar ayaklanıyor ve kendi diliniz dışındaki bir dilin de sizi ne kadar sarabileceğini, içine çekebileceğini tartmanıza fırsat veriyor.
9 Eylül Üniversitesi Devlet Konservatuarı’nın Şan Bölümü’nde müzik eğitimini tamamlamış Erce. Bir müddet İzmirOpera ve Balesi’nde çalışmış ama burasının kendisine pek de uygun olmadığına karar vererek İngiltere ’ye gitmiş. Goldsmiths Üniversitesi’nde caz ve popüler müzik dersleri alıyor, ardından da Royal School of Music’de şan eğitimi.
Pınar Selek için yaptığı şarkıyla aşağı yukarı aynı sıralarda, çoğunluğun ‘Taş Atan Çocuklar’ olarak bildiği, TMK mağduru çocuklar için de bir şarkı yayımlamıştı. Albüm de bu şarkı ile açılıyor zaten. Daha ilk şarkı, hatta ilk birkaç dize ile kalpleri parçalıyor ve bir daha da kendinize gelemiyorsunuz: “Annem annem kurtar beni, düşmüşüm ben ateşlere; teyze amca duy sesimi, düşmüşüm ben karanlıklara. Daha benim yaşım ne, daha benim başım ne; on üçünde, on dördünde, on beşinde, tutukluyum içerde.”

Sen Bilmezsin Paşa

Son 20-30 yıldır, hem bizde hem de dışarda gençler, özellikle de çocuklar büyük bir tehlikenin içinde. Kapitalizm (bir cila niyetine takındığı) şefkatli yüzünü bir kenara bıraktı ve asıl yüzüyle saf tutmaya başladı bu bitmez oyuncaksız oyunun içinde. Bunun sonucu ise her yaştan çocuğa, kötü muameleden tacize, hatta ölüme uzanan bir “kader” oldu.
Aygül Erce’nin albümünde ‘Taş Atan Çocuklar’ dışında, (artık “barış”tan dem vuruluyor da olsa) geçtiğimiz 30-35 yılda binlerce ailenin orta yerine bomba bırakmış bir şavaşın çocuklarını (“Benim sana verecek bir oğlum yok Paşa; al bombanı, sür tankını, kolaysa sen öl, oğlumu bana bırak”) ve yalnızca puşi taktığı için ağır cezalara çarptırılmış Cihan Kırmızıgül’ü de (“Mahkemeyi kurmuşlar, cezamı da kesmişler, ne tanık var ne delil, yıllarımı çalmışlar”) unutmamış. Onlar için de (kendi usulünce) türkü yakmış.
Hem bunlar hem geri kalan şarkılarda, hem Kürtçe hem de Türkçe versiyonlarında anlatılanlar, bir yandan insanı insanlığından utandıracak cinsten, bir yandan da olup bitenlerin unutulup geçmediğini, en azından çağından sorumlu birilerinin, bunların altını çizdiğini ve unutturmaya niyetli olmadığını da gösteriyor. Hâlâ umudumuz var.

Havalar kırık ve kasvetli

Elbette var umudumuz. Mazlum Çimen’in Lal Figan’ ve Nevzat Karakış’ın ‘Havalar Kırık ve Uzun’ isimli yeni albümleri de tıpkı Erce gibi, daha iyi, daha özgür, daha huzurlu bir yarından yana.
Bir bilge, çelebi bir şahsiyet olan ve hem müzik hem de kültürel tarihimize ismi silinemeyecek bir şekilde yazılmış Nesimi Çimen’in oğlu Mazlum Çimen’in hem anonim ezgiler hem de orijinal bestelerden oluşan albümü ‘Lal Figan’; Can Yücel (‘Ben Hayatta En Çok Babamı Sevdim’) ve Attila İlhan (‘Ne Kadınlar Sevdim Zaten Yoktular’) gibi şairler ile Yasmin Göksu (‘Gel Gönül’), Menderes Samancılar (‘Zeren’) ve Emekçi (‘Sen Olsaydın’) gibi yaşadığı çağdan kendini sorumlu tutan sanatçıların sözleri üzerinden sürdürüyor yolculuğunu.
Daha önceki albümlerinden farkı, Çimen’in bu sefer hafif bir biçimde arabeske de (‘Bıktım Ben’) meyletmesi. Ama iyi bir arabeske elbette, o 60 ve 70’lerdeki gibi kalpten kalbe bir yol gibi uzanan arabeske. Ve bu türde ya da miktarda bir arabesk de, albümün geneli içinde aykırı durmak bir yana bütüne eklenmiş.
Çimen’in prodüktörlüğünü yaptığı ve kendi firmasından yayımladığı ‘Havalar Kırık ve Uzun’ ise ‘Bizar’ albümünden beri sevenlerini hasretle bekletmiş Nevzat Karakış’ın yeni albümü. Geleneksel ezgi ve deyişlerin Bülent Ortaçgil’i olarak nitelemenin tam da yerini bulacağı Karakış, varsın onlarca başka isim tarafından söylensin fark etmez, el attığı her ama her türkü ya da şarkıyı, kendi ses ve nefesiyle, kendi şarkısı kılabilenlerden. Ve hatta şu: Nevzat Karakış’ın seslendirdiği herhangi bir türkü ya da şarkının, başkaları tarafından seslendirilmesi büyük risk taşır hale geliyor. Çünkü onun yaptığının üstüne çıkabilmek neredeyse imkansız. Son albümdeki ‘Gönül Dosta Gider’ ya da ‘Bir Nazenin Bana Gel Gel Eyledi’ mesela, bunu yeniden görmek için yeni bir imkan.
Attila İlhan’dan birkaç dizeyi ödünç alarak bağlayalım yazıyı: Yalnızlıklarımızda elimizden tutacak şarkıların hâlâ var olması -hepimiz için- her şeyin bitmediği anlamına da geliyor.
Aygül Erce/ Stranen Ji Eşe Re/Acıya Şarkılar/ Kom
Mazlum Çimen/ Lal Figan/ Esen
Nevzat Karakış/ Havalar Kırık ve Uzun/ Çimen’s

 

LINK